yalanİnsanlar bekârken önem vermedikleri, hatta farkına varmadıkları bazı duyguların mesela merhamet ve şefkat gibi evlilikte aktif hale geldiğini görürler. Böyle olması gayet tabidir zira evlilik hayatı olumlu ve olumsuz duyguların tamamına hitap eden bir birlikteliktir. Hatta evliliğin gidişatını sahip olunan bu duygularıngündelik hayatta kullanımına bakarak test etmemiz mümkün olur. Eşimizle beraberken veya onun olmadığı ortamlarda onu düşünürken ruhumuzda daha çokolumlu duygularımız kendisini hissettiriyorsa evliliğimiz iyi bir düzeyde seyrediyor demektir. Eğer aynı şartlarda olumsuz duygularımız daha belirgin hale geliyorsa evliliğimiz kan kaybediyor demektir.

Eşimiz için hissettiklerimiz onun için ortaya koyduğumuz davranışlarla kendisini ona gösterir. Davranışlarımız duygularımızın aynasıdır.Eşimiz de bizim davranışlarımıza bakarak bize karşı duygu besler. Sağlıklı psikolojiye sahip insanlarda duygu ve davranışlar arasında doğrusal bir orantı söz konusudur. Yani eşimize karşı duyduğumuz engin sevgiyi ona değer vermeyle, onu ciddiye almakla ispat ederiz. Eşi adına fedakârlıkta bulunamayan insanların onu ne kadar çok sevdiğini kelimelerle ifade etmesi aslında hiçbir şey ifade etmez. Kelimeler evliliklerde iç dünyamızı muhatabımıza aktarmaya yarayan bir vasıtadır. Duygu transferinde çok zaman kullanmayı tercih ettiğimiz kelimeler iç dünyamızı yansıtan bir yardımcı kuvvet hükmündedir. Davranışlarımız bizim duygularımızı anlatan ve hakkımızda kanaat oluşturan ana referanslardır. İnsanların kelimelere olan güvensizliği kelimelerin yanlış kullanılabilme özelliğine sahip olmasından kaynaklanır.

Kelimeler iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Kötü niyetli insanların   kelimelerle kısa bir süre için bile olsa -ki hakikatin mutlaka bir gün ortaya çıkma özelliği vardır- yanlışa doğru kisvesi giydirmeleri mümkündür. Bu kullanım eğer evlilik hayatında gerçekleşmişse ortada evliliğin sıhhati adına ciddi bir tehdit var demektir. Zira evlilik hayatında olanı olduğundan farklı ifade etme domino etkisi oluşturup birlikteliği bir anda yıkımın eşiğine getirebilir.

Evlilik hayatında eşlerin hilaf vaki beyanda bulunması veya bazen var olanı kelimelerle ve sukutu ile saklama ihtiyacı iki sebepten kaynaklanır. Birincisi iradenin zayıflığı, ikincisi karakter bozukluğu.

İradesi zayıf insanlar takip etmeleri gereken sorumlulukları aksatınca sözde mazeretler uydurarak çok zaman basit mevzularda eşlerine kızara bozara yalan söylerler. Amaçları ihmalinin eksikliğini o panikle hissettirmemeye çalışmaktır. Yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilir. Yalan söylemekten pişmanlık duyar. Plansız gelişmiştir ama yalanın tadı damaklarında duyulmaya başladığında zamanla alışkanlık halini alıp ikinci gruba da terfi edebilirler.

Karakteri bozuk olan eşler ise yalan söylemenin ahlaki bir problem olmadığı kanaatindedir. O sana göre problem bana göre sağlıklı iletişim kurma adına bir mecburiyet der. Bu insanlar bazı insanların birayı içkiden saymaması gibi yalanlarını pembe veya beyaz gibi bir kısım sevimli renklerle nitelendirip masum bir eylem haline getirmeye ve insanlarda oluşması muhtemel kınama duygusunu hafifletmeye çalışırlar. Bu kişilerde karakterindeki bozukluğun ortaya koyduğu sıkıntıları gene karakter bozukluğunun bir neticesi olan yalanla örtme anlayışı hakimdir. Çok önemli hususlarda bile hiç sıkılmadan yalan söyleyebilirler. Bu tehlikeli anlayış sonucunda yaptığı şeyin yanlış olmadığını düşündüğü için yalan söylemekten pişmanlık duymaz ve kendisini bu zararlı davranıştan kurtarma adına gayret de göstermez.

Her sorumluluğun bir kendisi ve bir de ahlakı vardır. Mesela hekimlik ayrı iştir, hekimlik ahlakı ayrıdır. İyi bir hekim olabilirsiniz bu ayrı husustur, bu kabiliyetinizi iyi veya kötü işler yaparak değerlendirirsiniz bu ayrı bir husustur. Organ mafyası sıradan sağlık memurlarıyla çalışmaz, onlara hekimlik ahlakına uygun davranış sergilemeyen ama mesleğinde başarılı hekimler refakat eder. Bu hekimleri görünce yazıklar olsun sana temsil ettiğin mesleğin haysiyetini bu ahlaksız davranışla iki paralık ettin keşke senin gibi adam hiç hekim olmasaydı diyesiniz gelir. Hekimlik ahlakına uygun çalışan şifa vesilesi doktorları görünce de Allah ebeden razı olsun iyi ki varsınız dersiniz. Bu örnekleri avukatlık, öğretmenlik, polis memurluğu gibi bir çok meslekle alakalı aynı şekilde vermek mümkündür İşte aynı yukarıdaki örnekte olduğu gibi evlilik ayrıdır, evlilik ahlakına uygun davranmak ayrıdır. İnsanlar evlenir çoluğa çocuğa karışır ama bu insanlar evlilik ahlakına uygun davranışlar göstermezse başta eşi olmak üzere tüm yakınlarından ah alırlar. Eğer sorumlu eş olup evlilik ahlakına uygun hayat sürerse gene ailesinden başlayıp bütün bir toplumdan dua alırlar. Evliliğinde eşine yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş eşler evlilik ahlakına uygun davranış göstermeyen kendi içinde problemli insanlardır.

Kişi yalanı ister iradesizlikten söylesin, ister karakterinin bozukluğunu yalan söyleyerek göstersin her ikisi de evlilik hayatının sıhhati adına büyük risk taşır. Karanlıkta kaldığı odayı elindeki dinamit lokumunun fitilini ateşleyerek kısa süre için aydınlatmaya çalışan adam gibi söylemiş olduğu yalanla bir kısım menfaatleri dar zaman kalıplarında elde etse bile bu hatalı yaklaşım evlilikte zamanla onulmaz yaralar açacaktır.

Evlilikte en öne çıkan duygulardan birisi güvendir. Nasıl öne çıkmasın ki, bir insan eşiyle evini ,yatağını, sevincini, hüznünü, istikbalini v.b. bir insanın bir başkasıyla paylaşabileceği en büyük değerleri paylaşır, yetmez; bir insanın başka bir insana emanet edebileceği hayatı ,evladı, şerefi, haysiyeti gibi en büyük kıymetleri de eşine emanet eder. Güven duygusu dağıldığında niçin aynı çatıyı paylaşıyoruz mantığı evlilikte sorgulanmaya başlar. Nasıl bir ticari ortaklıkta taraflar arasında güven duygusu ortadan kalkmışsa artık ortaklar birbirine kasalarını ve ticarethanelerini emanet etmekte sıkıntı çekerler aynen onun gibi evlilikte eşlerin birbirlerine olan güveni olması gereken düzeyin altına inmişse birliktelik anlamsızlaşır.

Evlilik hayatında güven duygusunu yaralayan ve insanları evlilikten yıldıran iki davranış vardır. Birincisi sadakatsizlik, ikincisi yalan söylemektir. Her iki davranışın temelinde evliliğin ruhuna ihanet yatar. Aslında sadakatsizlik de bir nevi yalancılıktır. Sadakat kelimesi doğruluk kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanılır. Bu kelimenin zıt anlamlısı yalancılık manasına gelir ki yalancılık sadakatsizlik şeklinde de ifade edilebilir. Evlilikte yaşanan bütün problemler eşin pişmanlığı söz konusu olduğunda çözüme kavuşturulabilir. Ama söz konusu olan sadakatsizlik ve yalan ise durum çok farklıdır. Sadakatsizlikte alınan darbenin büyüklüğü yalancılıkta karşı tarafa olan itimadın kaybolması ve söylenilen sözlerdeki samimiyetinin ölçülememesi mağdur olan eşi düşündürür. Her ikisi de pişman olduklarını defaatle ifade etseler bile diğer eşin bu konunun izalesi adına kalbinin tam manasıyla mutmain olması asla mümkün olmayacaktır. Zira her ikisi de evliliğin can damarlarından biri olan güven duygusunu ortadan kaldırmıştır.

Yalan gibi aslında sıradan bir yanlışın sadakatsizlikle aynı kefeye konması sizlere garip gelebilir. Ama tartılsalar hangisinin daha ağır geleceği şüphelidir. Zira yalan tek başına hayat bulan bir günah değildir. Doğurgan bir yapısı vardır. En doğurgan mahlûk bile yalanın çoğalma kabiliyetine yetişemez, bir yalanı başka bir yalanla kapatma düşüncesi zamanla dili kontrolden çıkarır. Artık birey neyin doğru, neyin yalan olduğuna kendisi bile karar veremez hale gelir.

Evlilik ciddiyetin ve şeffafiyetin en üst seviyede temsil edildiği kurumdur. Bırakın yalan söylemeyi bazı hususlarda eşinden bilgi saklamak bile evlilikte şeffafiyetin ihlalidir. Olup biten bir kısım hadiseleri eşlerin birbirinden saklaması karı kocanın birbirlerine söyledikleri dolaylı bir yalandır. Çocuk eğitiminde yaşanan bir kısım aksaklıklar özellikle anneler tarafından babadan saklanır. Okulda şahit olduğumuz sıradan davranışlardandır, çocuğun bazen notunun düşüklüğünü bazen bir yanlış davranışını anne birkaç defa öğretmenine rica ederek aman babası duymasın, onun haberi olmasın der. Sözde çocuğu düşünerek yapılan bu hata hem çocuğun eğitimine, hem de ortaya çıktığında eşlerin iletişimine önemli zarar verir. Yalan dolaylı söylendiğinde bile maalesef aile saadetini ‘yalan hale’ getirir.

Yalan söyleyen eşler doğruluk eğitimini tam alamamış yarım insanlardır ve bu yanlış
davranışı sadece eşine karşı da gerçekleştirmezler. Belki eşi bu konuda diğer insanlara nispetle en az yalana muhatap olan kişidir. En az yalana muhatap olan kişi olsa da aile kurumu yalandan en büyük zararı gören hayat ünitesidir. Aile kurumu hassasiyeti açısından camdan bir saraya benzer. iş, arkadaş, sosyal çevre gibi diğer hayat üniteleri ise betondan evlere benzer. Söylenilen yalanlar bu binalara fırlatılan taşlar gibidir. Taş betondan bir eve fırlatıldığında vereceği zarar sınırlı olabilir ama camdan bir sarayda tesiri beton eve nispetle çok daha büyük olacaktır. En başta evde huzuru bozup yalan söylenilen eşin kendisini değersiz hissetmesine ve yalan söyleyen eşin de haysiyetini yitirmesine sebep olacaktır.

Yalana sık sık başvuran insanlar ister iradesiz ister karaktersiz olsun özde korkak ve eleştiriye kapalı insanlardır. Yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşme korkusu ve insanların bu eksiklerini yakalayıp onlara hesap soracağı düşüncesi onları yalana iter. Şuurlu bir eş eşinin bu konudaki eksikliğini fark ettiğinde onu korktuğu şeylerle terbiye etmeye çalışmaz. Yalanın onun gibi eş anne, baba misyonuna sahip bir insana neden yakışmadığını ve uzun vadede neler kaybettirebileceğini eşini ürkütmeden kendisine anlatır. Önemli olan eşlerin evlilikte ortaya çıkmış bir aksaklığın telafisi mümkün olduğunda, eşini rencide etmesinin evliliğe bir katkısı olmayacağının bilincinde olmasıdır.

SEMİNERLERDEN KARELER

img_3271.jpg

KİTAPLARI

kit

 

 

herkesICINmutluluk

DİĞER YAZILARI

 

haberx

 

                        

samanyoluhaber

 

 

ZİYARETÇİ SAYACI

81974
BugünBugün23
DünDün159
Bu HaftaBu Hafta684
Bu AyBu Ay23
Tüm ZamanlardaTüm Zamanlarda81974
IP Numaranız54.196.204.42
Misafir 1

Sitelerimiz

ailerehberi1